ses
bir zamanlar insan değildim
henüz
ama duyardım sesini
yanıbaşında yatardım
izlerdim nefes alışını
verişini
kıyamazdım dokunmaya
sadece erkekler ölür sanırdım
kadınlar hep yaşar
bir zamanlar insan değildim
henüz
ama duyardım sesini
yanıbaşında yatardım
izlerdim nefes alışını
verişini
kıyamazdım dokunmaya
sadece erkekler ölür sanırdım
kadınlar hep yaşar
Thou shalt not covet thy neighbour’s house.
çünkü yaşamak gibi bir şeydi yaptığı
anasız bir tay gibi coşkun ve hüzünlü
akşamın dinginliği otluyordu o zaman
her sabah denize çıkar, bir elma yerdi
hüznünü ve çılgınlığını elmanın
gözünü yumsan ağzında duyarsın
ellerine bakma artık
çünkü kar yağıyor
çılgın hüzünlü
büyük kentleri düşünse de rahatlasa
işte her şey nasıl haince karıştırılmış
kirli çamaşırlarla sabunlar ayrı semtlerde
saatin sonunda meydan
suyun sonu ilerde
böyle yaşamak zordur elbet anlıyorum
çılgın ve hüzünlü
çünkü bakışları yazda geçmiş bir geceyi andırıyor
yaşanmış mı temmuzda belli değil
çılgın ya da hüzünlü
şimdi dolaşıp duruyor aramızda
kıpkırmızı bir duygu olarak
doğudan batıya bir güz halinde
çılgın ve hüzünlü
biraz dağ yollarını öğrenmesi gerekir sanırım
kahırçeker mekkâri katırları gibi
onlar ki hiçbir şeyleri yok
korkunca çılgın sevinince hüzünlü
kar dindi
gerçekten dindi
ellerine bakabilirsin artık
Turgut Uyar
Vapurda kulak misafiri olduğum adamın arabası bozulmuş. Tamirci arkadaşına dert yanıyor, arabasındaki arızayı, “şurası şöyle oldu burası böyle yanıyo sönüyo, acaba öyle mi olabilir böyle mi olabilir” diye uzun uzun anlattıktan sonra, müsaitsen hemen gelip bir bakabilir misin diye sordu. Büyük olasılıkla, ”çocuk hasta benim doktora götüreceğim” benzeri bir yanıt aldı tamirciden.
Adamın yanıtı, “aaa dert etme yaa takma kafana önemli bir şey değildir.”
Önemli değil tabi lan insan canı.
Saf doğayı sömüren bilimin kaçınılmaz sonu:
“… Tanrının bağışlarından en değerli olanını, umudu yitirdiler! Bu talihsiz insanlar öfkeli bakışlar atarak birbirlerinden ayrıldılar. Vathek Nurunihar’ın gözlerinde öfke ve intikam duygularından başka bir şey görmüyordu; Nurunihar ise Vathek’in gözlerinde yalnızca tiksinti ve umutsuzluk görüyordu. O ana kadar birbirlerini şefkat ve sevgiyle kucaklamış olan iki dost hükümdar, titreyerek uzaklaştılar birbirlerinden. Kelile ve kız kardeşi karşılıklı lanetlediler birbirlerini. Öteki iki hükümdar kasılmalar ve boğuk çığlıklar içinde kendi kendilerine olan nefreti dile getirdiler. Hepsi de lanetlenmiş kalabalığa dalarak sonsuz acılar içinde sürüklenmeye başladılar.
Çılgınca tutkuların ve acımasız eylemlerin cezası bu oldu ve bu da olmalıdır; tanrının insanın bilgisine koyduğu sınırların ötesine geçmeye isteyen kör merakın cezası bu olacaktır; en saf varlıklara mahsus bilimlere sahip olmak isteyen hırs, ölçüsüz bir gururdan başka bir şey elde edemez, insanın kaderinin basit ve cahil olmak olduğunu göremez. …”
Halife Vathek’in Geçmişi
The History of the Caliph Vathek, William Beckford (1781)
Set the butterflies free.
Kelebekleri özgür bırakın.
Set the butterflies free.
Kelebekleri özgür bırakın.
seni rüyalarımda buldum
ve çok beğendiğim için
oradan çıkarmak istemedim
şimdi derinlikte
ve genişlikteyiz
ve bizzat
rüya
ben’im
kendi kendimi görüyorum
ve kendi içimde seyretmekteyim
bir cebim var ki
karanlıktır
oradan oyuncak güneşler
bahçeler
ve denizler çıkar
ve bakınca onları başka bir cebime atarım
en güzel oyuncağım sen
bahçelerimin beni avutmadığı zamanlarda
gel
ve beni avut
Asaf Hâlet Çelebi
Romen göçmeni akordeoncu
Cumartesi sabahları
Bağdat Caddesi’nin yan sokaklarında gezinerek
Plaza robotlarına,
insan olduklarını hatırlatmaya çalışıyor…